hakkında
Vafa Almasi (d. 1987, Hoy, İran) Ankara, Türkiye merkezli bir ressamdır. UCNA'dan Grafik Tasarım lisans (2011), Hacettepe Üniversitesi'nden Resim yüksek lisans (2024) derecelerine sahip olup hâlihazırda Hacettepe'de Seramik ve Cam alanında ikinci yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Tuval üzerine akrilik ile çalışan Almasi, manzaranın sessiz dilini araştırır — açık bozkır, gökyüzünün ağırlığı, uzun ufuk — geniş arazileri ışık ve sessizliğin konuştuğu samimi, düşündürücü yüzeylere dönüştürür.
Belirli bir coğrafyaya bağlı kalmak yerine içselleştirilmiş formlardan beslenen Almasi'nin çalışmaları, soyutlama ile gerçekçilik arasında gidip gelir; süslemeciliği reddederek daha özsel bir şey arar. Manzaraları tefekkür alanlarıdır; izleyicinin kişisel belleğini yansıtmak yerine, benliği canlı, doğal bir mekâna eritmek amacını taşır.
Vafa'nın "figüratif-soyut" resimleri, doğanın nesnel temsili ile öznel, belleğe dayalı yeniden yorumlanması arasındaki sınırı izleyiciye bırakır. İçselleştirilmiş formlara ve manzara resmi geleneğine dayanan sanatçı, salt temsili bilinçli olarak reddederek izleyiciyi "doğanın hatırlanışı" ile yüzleştirir. Eserlerin ilerleyişi, soyutlama ve gerçekçilik arasında gidip gelen bir hareket sergiler ve ressamı sürekli bir deneysellik durumuna yerleştirir.
Doğayı "açık uçlu" bir biçimde betimlemek, tuvallerin sonraki seyrini öngörülemez kılar. Eserlerin evrimi, felsefi bir soyutlama ya da insanlıktan duyulan hayal kırıklığından doğan bir soyutlama yerine, bir tür "biçimsel soyutlama"ya — doğal formların sadeleştirilmesi ve arındırılmasına — yönelir. Nesnel ile öznel arasındaki bu dinamik, karşılıklı hareket, sanatçının sürekli oluş halini tanımlar.
Bu eserler, ressamın bellekten yaratılmış ilk öznel deneyleridir; görsel okuryazarlığı sergilemeyi ve ifade diline ulaşmak için formu sadeleştirmeyi amaçlar. Tarihsel olarak bu resimler, doğanın geçici anlarını yakalamada İzlenimciliğin öncüsü John Constable'ın hızlı eskizleriyle ve dönüşen manzaraları kaydetmedeki fotoğrafik yaklaşımla bir yakınlık taşır. Isaac Levitan'ın eserleriyle de ortaklıklar içerir; Vafa, doğayı canlı özünü koruyarak bir "motife" dönüştürmeyi başarır ve çocukluk yaşanmışlıklarına kök salan doğayla çözülemez bir bağ sürdürür.
Tuvallerin boyutları büyüdükçe, soyutlama ile doğanın atmosferi arasındaki hassas sınır hiçbir dönüşüme uğramaz. Gündelik yaşamı ya da milliyetçi perspektifleri somutlaştıran Constable veya Levitan manzaralarından farklı olarak, Vafa'nın doğası "ezeli-kadim" ve arkaik bir nitelik taşır. Herhangi bir insan unsurunun ya da insan yapımı bir eserin dahil edilmesi, bu eserlerin varlığını ve saflığını tehlikeye atar, onları yapısal bir çelişkiye maruz bırakır.
Bu ulaşılmaz manzaralar, tamamen tefekkür ve sezgi alanlarıdır; izleyicinin kişisel anılarıyla harmanlanma niyeti taşımaz. Aksine, amaçları izleyiciyi "ben"in ötesine yükseltmek ve canlı bir mekâna eritmektir. Bu eserler, iç varlığımızın bir karşılığıdır; Stepan Şipaçov'un şiirinin bir cisimleşmesi:
"Doğa, bu en utangaç varlık, senin küçük gözlerinden kendini övmeye yükselir."
— Dariush Hosseini, ressam ve eleştirmen